Site Sağ Reklam Alanı  120x600

02-03-2017 Ahmet KAYTANCI

            Siz “Öcü” nedir, bilir misiniz?

            Valla ben bir türlü öğrenemedim!

            “ÖCÜ” kelimesini çok küçük yaşlarda duymuştum. Ben küçük bir ilçede doğdum. Gerçi benim doğduğum ilçeye Türkiye’deki birçok ilden daha erken elektrik gelmişti ama yine de sokak lambaları yeterli değildi. Birçok evde de elektrik yerine gaz lambası kullanılırdı. Hali ile de akşam karanlığında her yer karanlık olurdu. Aile büyüklerimiz bizim akşamın karanlığında evden dışarı çıkmamızı istemezlerdi. Bizi korkutmak için de “Öcü var, Öcü!” derlerdi. Biz de Öcü’nün ne olduğunu bilmezdik ama o, Öcü’den korkardık.

            Bize öyle “öcü” hikâyeleri anlatırlardı ki korkmamak elde değildi. Zaman zaman Öcü’nün bir dudağı yerde bir dudağı gökte olurdu. Bazen ufak bir çıtırtıyı, bazen de kendi gölgemizi Öcü sanırdık. Vesselam Öcü’den korkardık.

            Öcü, bizim görmediğimiz, bilmediğimiz bir şeydi ama harbiden bizi korkutmaya yeterdi, artardı bile…

            Sonra bir böcü devreye girdi. Neyse ki ilerleyen yıllarda Böcü’yü öğrendik. Bizim bölgede domuza böcü denirmiş… Onu öğrendik ve böcüden kurtulduk. Ama ne hikmetse “Öcü” nedir, öğrenemedik.
            Bizim dünyamızda galiba sistem korku üzerine kuruludur. İlla her devrin bir öcüsü vardır.
            Valla işin doğrusunu söyleyeyim mi, ben korkmaktan yoruldum! Artık öcüden, böcüden korkmuyorum. Yeter ya, atmış yıldır “Öcü” masalı dinliyoruz! Kimdir bu öcü, kimin nesi kimin fesidir. Getirin karşımıza da yüzüne tükürelim…

            Sahi, siz öcü nedir bilir misiniz? Hani bir dudağı yerde, bir dudağı gökte olurdu ya, hani o kocaman şeyi biz bir türlü görmezdik ya işte onu diyorum!

            Şimdi pencereleri açıp dışarıya bir bakın, dışarısı karanlık mı? Karanlıksa kesin öcü vardır(!) aman dikkat edin!

            Hasbinallah ve nimel vekil, sen büyüksün Allah’ım, bizi bir türlü göremediğimiz bütün öcülerden kurtar!

            Sahi, sizin mahallede öcü var mı öcü?

            Sizi de “Öcü” ile korkutuyorlar mı?

            Sakın bizi öcü ile korkutanlar kendileri öcü olmasın!

            HOCALI’YI UNUTMA…

            2006 yılı temmuz ayıydı. Yolum Azerbaycan’ın Şeki şehrine düştü.

            O şehirde Hocalı katliamını yaşayan aileler vardı. Onları ziyaret ettim.
Mahutaban Rzayeva ve Firuze Mehmedova adlarında iki kadınla konuştum. Ikisinin de yüreği dertliydi. Onlara sordum:

            “Hocalı’da ne oldu?”

            Mahutaban Rzayeva teyze bir süre konuşamadı. Ağladı. Kısacası derdini gözyaşları ile anlattı.
            Ne zaman “Hocalı” kelimesini duysam benim aklıma Mahutaban Rzayeva gelir.

            Onun tabiri ile dört oğlunu kurban vermiş.

            Oğlu Nizami’yi yanında sürükleyerek, kafasına taşlarla vurarak öldürmüşler.

            Diğer oğlu Yıldırım “itkin” düşmüş. Yani ne ölüsü ne de dirisi bulunmamış...
            Onu oğullarının öldürülmesinden ziyade Hocalı’dan kaçırılan kızların akibetleri etkiliyordu. Dedi ki: “Ben hangisini deyim. Bak gardaş. O günlerde Hocalı’ya bir helikopter geldi. Üzerinde Azerbaycan bayrağı vardı. “Namusları kirlenmesin, kızları aparalım,” dediler. 40 kızımızı apardılar. Gelen helikopter bizim değilmiş ay gardaş. Kızlarımız Ermenistan’a gitti. Bir daha da haber alınmadı.”
            Şimdi biz nasıl unutalım Hocalı’yı?

            Unutmak ihanettir. İnsanlıktan çıkmaktır!

            Ey Türk oğlu, sen de unutma, unutturma…

            Bırak unutanlar unutsun…

            Bu mücadele; Karabağ alınana, katillerden hesap sorulana kadar sürecektir!


Bu yazı 1078 defa okunmuştur.



Ahmet KAYTANCI Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer



Burç Yorumları