Site Sağ Reklam Alanı  120x600

08-04-2020 İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ

İsmail CİNGÖZ

SOYKIRIM YALANLARINA CEVAPLAR (2) ANADOLU’DA ERMENİ İSYANLARI VE SALDIRILARI

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan 03 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması Türk-Ermeni ilişkileri açısından önemli dönüm noktası olmuştur. Ayastefanos Antlaşması’nın ağır koşullarının yumuşatılması için İngiltere ile 04 Haziran-01 Temmuz 1878 tarihlerinde bir dizi görüşmeler yapan Osmanlı Devleti, görüşmeler sonrasında imzalanan “Kıbrıs Sözleşmesi” ile önce Kıbrıs’ın idaresini İngiltere’ye bırakmıştır. Akabinde İngiltere’nin girişimleriyle Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında; Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla Berlin'de bir Kongre toplanması sağlanmıştır.

Kongre sonunda 13 Haziran 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması’yla; Ayastefanos'un ağır şartlarını biraz olsun hafifletebilen Osmanlı Devleti; Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt topraklarını geri almayı başarmıştır. Lakin Konferansın gündemi olmamasına rağmen İran’a ve Yunanistan’a bile toprak verilmiş, doğu vilayetlerinde Ermenilerin bulunduğu yerlerde yapılması hükme bağlanan ıslahatları[1] ise ilerleyen günlerde “nüfus yoğunlukları yeterli olmadığından” zamana yayarak uygulamamıştır. Berlin Antlaşması sayesinde Osmanlı Devleti bir süre daha Balkanlar'daki varlığını sürdürmeyi başarmıştır.

Berlin Antlaşması ile Ermeni Sorunu uluslararası bir boyut kazanmış olsa da Ermeniler, yapılan barış antlaşmasından umduklarını bulamadılar. Fransız İhtilalinin etkisiyle XIX. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan diğer azınlıklar gibi Ermenilerin de siyasi çalışmalarını hızlandırdıkları ve değişik örgütler kurdukları görülmektedir. Çünkü Osmanlı yönetiminin Ermeni sorununu sürüncemede bıraktığını düşünen Ermeniler, bu örgütler vasıtasıyla bir yandan da silahlanarak isyan hazırlığına başladılar[2]. Ermeniler bir çok parti ve dernek kurmuş olsalar da 1887’de Cenevre’de kurulan Hınçak ile 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnaksütyun örgütlenmeleri en meşhur iki Ermeni teşkilatı olarak öne çıkmaktadır.

Bütün azınlık unsurlar gibi milliyetçilik duyguları Batılı devletlerce uyandırılan Ermeniler de bağımsız Ermenistan’ı kuracaklarına inandırılarak ama asıl amacı büyük devletlerin emellerine hizmet edecek şekilde önce Osmanlı Devleti sınırları içerisinde sonra yurtdışında bir çok Ermeni cemiyet ve örgütleri kurdurulmuştur. Görünüşte sosyal amaçlı olan bu örgütlerin nihai amacı bağımsız bir Ermenistan kurmaktı. Hatta Taşnaklar, halk mücadelesi için özellikle Bulgar isyanı döneminde haydutluk yönteminin etkili olduğunu gördükleri için, 1892 yılı parti programına “öz savunma” yöntemini esas aldıkları görülmektedir. Bu çerçevede başta Van, Muş, Bitlis gibi isyan hazırlığı planlanan bölgelerinde eli ayağı tutan herkes; saldırı ve savunmada görev alabilecek şekilde siyasi gruplar halinde örgütlenmeye başlamıştır. Hatta bu savaşçılar içerisinde “fedai” birimleri oluşturulmuştur.

Örgütlenmelerini ve silahlanmalarını tamamlayan Ermeniler tarafından başlatılan ilk ciddi olaylar Haziran 1890’da Anavatan Müdafileri Cemiyeti üyelerinin Erzurum’da, Hınçak Partisi üyelerinin de Temmuz 1890’da İstanbul Kumkapı’da halkı kışkırtıcı hareketleri nedeniyle yaşanmış ve olaylarda iki taraftan 12 kişi hayatını kaybetmiştir. Netice itibariyle gelişmeler Ermenilerin istediği gibi olmuş ve bu olayların Avrupa basınında Ermenilere katliam yapılıyor şeklinde yer alması sağlanarak, Batı’nın dikkatini çekmeyi başarmışlardır[3].

Bağımsızlığa doğru gidecek olan süreci başlatmak amacıyla Muhtariyet kurmaya çalışan Ermeni örgütleri tarafından organize edilen ve 1890 yılını takip eden 20 yıl boyunca Doğu Anadolu’nun[4] ve Anadolu’nun güney bölgelerinin hemen her yanında Osmanlı Devleti’ne karşı çeşitli eylemler ile başlayan isyan hareketleri yaşanmıştır.

Avrupa devletlerin kışkırtmaları ve Ermeni komitelerinin çalışmalarıyla 1892-1895 arasında başlayan ilk ayaklanma hareketlerini Anadolu’nun her tarafına yaymaya başlayan Ermeniler, 1893 yılında Merzifon, Tokat, Yozgat ve 1894 yılında ise Sason’da ayaklandılar[5]. 1890’larda Sason bölgesinde Ermeni ihtilalcilerin Kürt aşiretlerine saldırılarıyla başlayan olaylarda Ermeniler, Kürtler ve Osmanlı askerleri hem ölen hem de öldüren taraf olarak[6] devam eden olaylar 1894’e kadar dağınık grupların eylemleri olarak kabul edilebilir. Lakin olaylar 1894’e gelindiğinde Ermeni milliyetçisi fedailer öncülüğünde teşkilatlı eylem haline evrilmiş ve ilk Ermeni isyanı olarak tarihte yerini almıştır.

Osmanlı tarihi içerisinde Sason denildiğinde ilk akla gelen Ermeni sorunu ve Ermeni ayaklanmalarıdır. Çünkü örgütlü ilk Ermeni ayaklanmasının gerçekleştiği yer olan Sason, aynı zamanda Ermeni örgütlerinin en başarılı sonuçları burada almış olmasından kaynaklanmaktadır[7].

Güvenlik gücü açısından yoksun olan Sason bölgesinde ayaklanan 12.000 Ermeni isyancı Osmanlı vergi memurlarına ve diğer devlet görevlilerine saldırmış ve binlerce Müslüman halkı[8] katletmişlerdir. Osmanlı askerlerinin müdahalesi ve isyancıları yakalamak üzere harekete geçmesi üzerine kaçarlarken de yol üzerindeki Müslüman köylerin halkını kıyımdan geçirmişlerdir[9]. Ermenilerin kendi yaptıkları katliamları dünya kamuoyuna karşı mağdur edebiyatı yaparak “Türkler Ermenileri katlediyor” imajı verdikleri çeşitli kaynaklarda görülmektedir.

Ermenice kaynaklarda çatışmalar sırasında 6000-7000 Ermeni’nin öldürüldüğü yazılmış olsa da farklı kaynaklarda 1000 civarında Ermeni kaybı olduğunu yazmaktadır. Zira o tarihlerde Sason bölgesinde toplam Ermeni nüfusu 6000-7000 arasındadır. Dolayısı ile Sason bölgesinde o kadar Ermeni hayatını kaybetmiş olsaydı 13 Nisan 1904’te yaşanan II. Sason Ermeni ayaklanmasının[10] çıkmaması gerekirdi.

Sason isyanı (Talori olayları) Anadolu’da birbiri ardına yaşanan isyanlara kaynaklık ve örnek teşkil etmiştir. Zira 1895 yılında Ermeni isyanlarının adeta zirveye ulaştığı görülmektedir. Ancak bu isyanlardan hemen önce Berlin Türk Elçiliği tarafından 20 Nisan 1895 tarih ve 54 numaralı telgrafla; Mayıs 1895 tarihinden itibaren Ermenilerin yurdun çeşitli yerlerinde isyan edecekleri Hariciye Nezaretine bildirilmiştir. Ayrıca Ermenilerin isyan edeceği haberi, Ga'zet Dafrankfor ve Ga'zet Dakoloni gazetelerinin 19 Nisan 1895 tarihli nüshalarında da ilan edilmesine rağmen Osmanlı Hükümeti’nin haberi tekzip ederek, Ermenilerin böyle bir fikirde olmadıkları açıklamaları yaptığı[11] görülmektedir.

1895 yılı içerisinde adeta alenen gelen bir isyan dalgası yaşanmıştır. Zira o dönem Mamuratülaziz (Elâzığ/Harput) vilayetine bağlı olan Eğin’de 15 Eylül, Malatya’da 4 Kasım, Harput’ta 7 Kasım, Arapkir’de 9 Kasım 1895 tarihlerinde Ermeni isyanları başlamıştır[12]. Ayrıca 24 Ekim’de Zeytun ve Maraş bölgesinde de Ermeni isyanları yaşanmıştır. Bu isyanların tamamında Türk-Müslüman ahali Ermeni isyancılarının her türlü zulüm ve tecavüzlerine maruz kalmıştır.

Ermenilerin Kilikya olarak adlandırdıkları Çukurova’nın doğusundaki Toros dağları içerisinde ve Maraş’ın kuzey kesimlerinde yer alan Zeytun bölgesinde yaşayan Ermenilerin daha 1870’li yıllarda Fransızlara başvurarak bağımsızlıklarını istedikleri[13] de bu arada unutulmamalıdır. Dolayısı ile bölge Ermenilerinin ayrılık fikirleri uzun bir süredir planlandığı ve zihinlerinde şekillendiği görülmektedir. Nihayetinde 24 Ekim 1895-28 Ocak 1896 arasında yaşanan Zeytun ve Maraş bölgesindeki Ermeni isyanında 125 Ermeni isyancıları ile 20.000 Müslüman’ın katledildiğini bizzat isyancı Ermeni liderleri tarafından (abartılı bulunsa da) iddia edilmesi[14] olayın vahşetini göstermesi açısından önemlidir.

1895’te Ermenilerin başlattığı isyan hareketlerinden başka olaylar da yaşanmıştır. Ülkenin bir çok bölgesinde münferiden de olsa Ermeniler ve Türklerin öldürme eylemleri bir çok vilayette görülmüştür. Hatta Erzurum valisine suikast girişimi dahil olmak üzere Ermeniler tarafından değişik türde bir çok eylem yapılmıştır.

Anadolu’da Ermeni olayları ve isyanları içerisinde 1895 Van bölgesi de önemli bir yer teşkil etmektedir. Rusya’nın Van ve Erzurum Konsolosluğu yapan General Mayewski’nin aktarımlarına göre; 14 Haziran 1895 gecesi başlayan isyanın kuşkusuz ki çok önceden hazırlığı yapılmıştır. Ermeni ihtilal komitesi olarak örgütlenen Ermeniler, zengin Ermenilerden ölümle tehdit ederek para toplama ve bazı politik cinayetlerle başlattıkları ilk eylemlerinden birisi de 6 Ocak 1895 günü ayin için kiliseye giderken papaz Bogos’un öldürülmesidir. Zira büyük devletlerin dikkatini çekebilecek eylemler Van’da da yapılmaktaydı[15]. Dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan Ermeniler hemen her yolu denemekteydiler. Karakin Pastırmacıyan’ın planlaması ve önderliği ile Papken Siyuni liderliğindeki bir grup Taşnak Ermeni fedailerinin 26 Ağustos 1896 günü dinamit bombalar ve tabancalarla Osmanlı Bankası’nı basma ve işgal eylemi de sansasyonel olaylar içerisinde dikkat çeken örnek olaylardan birisidir. Bankayı basan Ermeni militanlarının o dönemdeki istek ve şartlarının günümüzün PKK terör örgütünün şartlarına benzemesi[16] dikkat çekmektedir.

1895 yılında başlayan Ermeni isyan ve terör hareketleri Anadolu’nun hemen her bölgesine yayılması ile yaşanan olaylar Türk ve Ermeni halkları arasında adeta sivil bir savaş halini almış olmasından dolayı iki taraftan da can ve mal kayıpları yaşanmasını da beraberinde getirmiştir. Bu gelişmelerden istifade ile Ermeni Patriği büyük devletlerden yardım talep etmesi İngiltere başta olmak üzere[17] Osmanlı Devleti aleyhine kararlar alınmasına sebebiyet vermiştir.

Her ne pahasına olursa olsun Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni, devleti kurmayı hedefleyen Ermeni Devrimci Federasyonu olarak örgütlenen bir grup Ermeni, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’i öldürmeyi dahi planlamıştır. 21 Temmuz 1905 günü Yıldız Hamidiye Camii önüne yaklaşık 120 kg. patlayıcı ile Ermeni sempatizanı Belçikalı Edward Jorris önderliğinde Taşnak örgütü tarafından Sultan’a düzenlenen suikast girişimi başarısız olmuş fakat orada bulunan 26 kişi hayatını kaybetmiş ve elbette sansasyonel etkisi büyük olmuştur.

Bu arada Van bölgesinde de Türklerle Ermeniler arasında ilişkiler iyi gitmiyorken bir de Taşnak teşkilatına mensup bazı kişiler tarafından halkı Tanrı’ya inanmamaya davet etmeleri nedeniyle kendi aralarında da kargaşalar yaşanmasına sebep olduğu görülmektedir. Dolayısı ile Ermeniler arasında da siyasal bölünmeler ve gerginlikler yaşanmaktaydı. Hem kendi aralarında hem de Türk Ermeni halkları arasında günden güne artan bir huzursuzluk yaşanmaktaydı. Zira posta yoluyla Ermenilere yüzlerce tabanca geldiği İngiliz Konsolos Yardımcısı Teğmen Dickson’ın yazıları gerginliğin sebeplerini[18] ve gelişmelerini göstermektedir.

23 Temmuz 1908’e gelindiğinde II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve nihayetinde Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit, 27 Nisan 1909 günü İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen bir darbe ile tahttan indirilmiştir.

Bu süreçte yürürlüğe giren yeni anayasa hükümlerine göre kanunen her Osmanlı vatandaşının silah satın alması yasal hale gelmişti. Yıllardır zaman zaman isyan eden Ermenilerin, bu yasadan faydalanmak suretiyle kitleler halinde ve yüksek sayılarda silah satın aldıkları görülmektedir. Özellikle Kilikya bölgesi Ermenilerinin aşırı derecede silahlanması sonrasında Mersin piskoposu ihtilalci Musech’in vaizlerinin etkisiyle 14 Nisan 1909’da Adana’da Ermeni isyanı başladı[19].

Ermenilerin isyanı ve halka saldırması üzerine Müslüman halk kendini koruma iç güdüsüyle hareket ederek karşılık vermişlerdir. Ermeniler bu kışkırtıcı eylemleriyle Avrupa ülkelerinin kendilerine yardıma geleceğini beklemiş olsalar da yardım gelmemesi üzerine kışkırttıkları Müslüman ahalinin Hristiyanlar üzerine saldırıya geçmesi de kaçınılmaz olmuştur. Bu olaylarda yaklaşık 20.000 can kaybı olduğu görülmektedir.

Osmanlı sınırları içerisinde Ermenilerin durmak bilmeyen eylemleri yaşanırken Osmanlı Devleti’nin bir taraftan da Trablusgarp Savaşı ile Birinci ve İkinci Balkan Savaşlarını da yaşadığı hatırda tutulmalıdır. Üstelik bu atmosferle 1914’e gelindiğinde bu defa Birinci Dünya Savaşı patlamış, Ermenilerin adeta istediği kaos ortamı da oluşmuştur.

Sonuç olarak;

03 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı döneminden itibaren başlattıkları ve nihai hedefinde Büyük Ermenistan hayali olan girişimlerini, başlangıç olarak görünüşte sosyal amaçlı dernekler kurarak harekete geçmişlerdir. Lakin milliyetçilik fikirleri ile harekete geçmelerini önce misyonerlerin, sonra azınlık okullarının aşıladığı, ardından da büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ni parçalayabilmek için bu azınlıkları örgütledikleri ve yardımcı oldukları görülmektedir.

Amerika ve Avrupa kamuoyundan da Ermeniler başta olmak üzere azınlıklara karşı büyük bir acıma hissi ve sempati duyulmaktaydı. Zira Amerika ve Avrupa basınında Türk düşmanlığının ve sözde Ermeni katliam ve soykırımları olduğuna inanılmasını sağlayanların Osmanlı topraklarında yer almış Hristiyan Misyonerin ülkelerine döndüklerinde; geçekte hiç olmayan birçok hayali olayın veya yaşanmış bazı olayların ise aşırı derecede abartılarak, yalanlarla doldurularak yazmış oldukları hatıratları ile kitaplardan kaynaklandığı unutulmamalıdır[20].

Ermeniler hedeflerine ulaşabilmek için büyük devletlerin yardımı gerektiğinden hareketle bu devletlerin de harekete geçmelerini ve yardımlarını sağlayabilmek adına “Ermenilerin zulüm ve saldırı altında oldukları”na inandırabilmek için Türk ve Müslüman ahaliyi kışkırtıcı saldırılar yapmaktan geri durmamışlardır.

Bu tür eylemlerin mevcut örgütleri vasıtasıyla planlı şekilde Türk ve Kürtleri öldürerek, evlerini, köylerini ateşe vererek tahrik amacıyla yapıldığı muhakkaktır. Özellikle de Müslümanların çoğunlukta oldukları bölgeler seçiliyordu ki, “Müslümanların öfkeleri de Ermenilere saldırıları da şiddetli olsun ve Batı kamuoyu da infial ile harekete geçerek Osmanlı Devleti’ne müdahale etsin” Bir diğer amaç da Müslüman nüfusu korkutarak göç etmelerini sağlayabilirlerse azınlıkta olan Ermeniler lehine demografik yapı değişebilirdi. Ermenilerin stratejilerinin bu şekilde olduğu görülmektedir.

Hatta Ermenilerin 1895-1896 yılları arasındaki isyanları öyle bir hal almıştır ki; Osmanlı Devleti’nin isyanları bastırmakta zorlanması nedeniyle, isyancılar karşısında Devletin yenileceğini düşünenlerin bile olduğu bazı kaynaklarda geçmektedir. Osmanlı Devleti’nin isyanları batırması ve birçok asiyi de liderleriyle birlikte yakalaması üzerine Avrupa devletlerinin baskı yaparak isyancılara af çıkarttırmayı ve hatta bazı liderlerin yurt dışına gönderilmesini sağlamayı başardıkları görülmektedir.

Ermeni ayaklanmaları içerisinde Sason isyanı önemli bir yere sahiptir. Çünkü Batı’nın dikkatini çekmek isteyen Ermeniler burada başarılı olmuşlardır. Zira İngiliz ve Fransızların Ermeni olaylarına eğildiğini gören Rusya da kendi çıkarları gereği Ermenilerle daha yoğun bir şekilde ilgilenmeye başlamıştır.

Türk-Ermeni olayları hakkında “Ne Ermeniler Türklerin söylediği kadar kötü, ne de Türkler kendi söylemlerindeki kadar iyidir” diyenler olduğu görülmektedir. Elbette masum ve Osmanlı Devleti’ne sadık Ermeniler de vardır. Lakin ayrılıkçı Ermeniler çoğunluktadırlar. Unutulmamalıdır ki olayları başlatanlar da emperyalist devletlerin kışkırtmalarına inanan Ermeniler olmuştur. Burada her bir isyan için ayrı ayrı sayısal rakamlar verilmemiştir ama her olayda yüzlerce masum Türk ve Müslüman halk bilinçli olarak katledilmiştir. Türk ve Müslüman halk hunharca katledilirken, vahşetin ve tecavüzlerin her türlüsünü gerçekleştiren Ermeniler bilerek Türk ve Müslüman ahaliyi kışkırtmışlar ve büyük saldırılar yapsınlar ki dünya kamuoyunun dikkati Ermeniler üzerine yoğunlaşsın. Böyle bir ortamda elbette Türkler ve diğer Müslüman halk da Ermenilere karşı koymuş ve elbette ki kendini savunmak için karşı saldırılar da yapmıştır.

Son söz olarak; 24 Nisan sözde Ermeni soykırım günü yaklaşırken, ilki geçen hafta yayınlanan yazımızın bu bölümünde; 1914’e kadar olan bazı Ermeni isyanlarına değinilmiştir. Elbette olaylar bunlarla sınırlı değil ve bu kadar da basit/yüzeysel değildir. İlgilenenler ve ayrıntıları görmek isteyenler için dipnotlar verilmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında cephe gerisindeki Ermeni terör eylemleri nedeniyle Osmanlı Hükümetinin uygulamak zorunda kaldığı Tehcir kararı ile yine Ermenilerin Millî Mücadele dönemindeki zulüm ve katliamlarına gelecek yazımızda devam edilecektir.

                               :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.

 

[1] Ali İhsan GENCER; “Berlin Antlaşması”, İslâm Ansiklopedisi, C. 5, ss. 516-517, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1992.

[2] Erdinç GÜLCÜ; “Mamuratülaziz Vilayetinde Ermeni İsyanları (1895)”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, C. 7, S.2, ss.1349-1379, Yıl:2018.

[3] Yusuf HALAÇOĞLU; “Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)”, s. 18-19, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001, Ankara.

[4] Justin McCARTHY; “Ölüm ve Sürgün – Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı (1821-1922)”, s. 130, Çeviren: Fatma SARIKAYA, Türk Tarih Kurumu, 3. Baskı, 2018, Ankara.

[5] Nurettin BİROL; “1890-1900 Ermeni Ayaklanmalarının Erzincan’a Yansımaları ve İlk Ermeni İsyanları”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (ERZSOSDE) X-I: 21-34 [2017].

[6] Justin McCARTHY; s. 130

[7] Nurşen MAZICI; “1878’den Cumhuriyete Kadar Emperyalistlerin Politikaları”, 15.07.2017, http://www.halksahnesi.org/2017/07/15/1878den-cumhuriyete-kadar-emperyalistlerin-politikalari-nursen-mazici/ (Erişim: 31.03.2020)

[8] Halit KAYNAK; “24 Nisan 1915 Ermeni Tehciri (Ermeni Mezalimi)”, Yeni Akit, 24.04.209.

[9] Justin McCARTHY; “Ölüm ve Sürgün – Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı (1821-1922)”, s. 130.

[10] Nurşen MAZICI;

[11] Ahmet EYİCİL; “1895 Maraş ve Zeytun İsyanı”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 11, ss. 157-210, Yıl: 2000.

[12] Erdinç GÜLCÜ;

[13] Orhan DOĞAN; “Zeytun (Süleymanlı) Ermenileri Tarafından Şehit Edilen Osmanlı Askerleri”, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, S. 10(1), ss. 509-546, Yıl: 2011.

[14] Justin McCARTHY; s. 130.

[15] I. Van İsyanı; https://dsl-int.net/i-van-syan.html

[16] “Ermeni Terör Örgütünün Osmanlı Bankası Baskınını Unutmuyoruz, 120. Yılında Lanetliyoruz”, Avrasya İncelemeleri Merkezi AVİM, 27.09.2016.

[17] Salâhi R. SONYEL; “İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları (Temmuz 1908-Aralık 1909)”, Türk Tarih Kurumu, 2. Baskı, s. 5, 2014, Ankara

[18] Salâhi R. SONYEL; s. 27-28.

[19] Justin McCARTHY; s. 131-132.

[20] Nihat ÇELİK; “XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Sason Ermenileri ve Sason Ermeni İsyanları”, Batman Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 2016.


Bu yazı 10939 defa okunmuştur.



İsmail CİNGÖZ Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer



Burç Yorumları